İçerik Üretici ile Röportaj
-Pablo T-Shirt Factory Kurucusu-
Zanaatkârlıktan Doğdu
Yeni Nesil İçin Tasarlandı
Paris'in canlı 10. bölgesinde, küçük bir baskı atölyesi büyük ses getiriyor.
Pablo Attal'ın sahibi olduğu Pablo T-Shirt Factory,
şehrin yeni kreatif nesli için bir çekim noktasına dönüştü.
Modelliğe genç yıllarda başlayan Attal,
bugün 27 yaşında; titiz zanaatkârlığını ve geniş ağını,
yerel köklerle küresel etkiyi buluşturan bir pratiğe dönüştürüyor.
Onunla buluştuğumuzda, G-SHOCK GA-2100'den ilham alan özel bir çalışmanın önünde duruyordu.
Attal; kağıt ya da tuval yerine, serigrafi baskıda kullanılan çerçevelerin bizzat kendisini birer sanat eserine dönüştürmüş. Çalışma, G-SHOCK'un zaman, dayanıklılık ve etki gibi temel temalarını damıtıp kendi el yapımı üretim süreciyle katmanlandırıyor. Çerçeve, sanki kendi sorusunu soruyor: "Zamana meydan okuyan bir şey mi üretiyorsun?" Bu, eserin dokusuna işlenmiş bir meydan okuma; izleyiciyi durup düşünmeye davet ediyor.
Röportaj
Şansa ve Eyleme İnan,
Beklenmedik Fırsatları Yakala
Montmartre yakınlarındaki 18. bölgede büyüyen Attal, sokak kültürü ve hip hop'un içinde yetişti. Gosha Rubchinskiy gibi isimler için modellik yaparak tanınırlık kazandıktan sonra, 2021 yılında serigrafi atölyesi Pablo T-Shirt Factory'yi kurdu. Mahallesiyle güçlü bağlarını korurken, uluslararası moda evleriyle çalıştı ve A$AP Rocky ile Pharrell Williams gibi sanatçılarla dostluklar kurdu. Bu bağlantılar, yaratıcı çevresini Paris'in çok ötesine taşımasına yardımcı oldu. Net vizyonu ve pratik yaklaşımıyla, üretimin gerekliliklerini yönetirken işlerinin özgünlüğünü de koruyor. Köklerini keşfetmek için atölyesini ziyaret ettik.
―― Pablo T-Shirt Factory'yi (PTSF) kurma fikrinin arka planını anlatır mısınız?
Spor markaları için kampanyalar ve içerikler üreten bir ajans bünyesinde çalışıyordum. Oradan ayrılıp yeniden okula dönmeye karar verdiğimde, her zaman ilgimi çeken serigrafi baskıyla bir şeyler denemek istedim. Başlangıçta planım küçüktü; işler alıp üretimi dışarıya yaptırmayı düşünüyordum. Sonra özel Instagram hesabımda bir video paylaştım ve video beklenmedik şekilde viral oldu. Sadece birkaç gün içinde yaklaşık 400 talep geldi. Bunun üzerine yakın bir arkadaşımla bu işi ciddiye almaya karar verdik ve 2021'de şirketi kurduk. İlk üç yıl oldukça kaotikti; her şeyi yolda öğreniyorduk. Serigrafi bilgisine sahip olmak başka, onun etrafında bir şirket inşa etmek bambaşka bir meydan okumaydı. Şimdi beşinci yılımızdayız ve nihayet büyük resmi görmeye başlıyoruz.
――Şu anda PTSF'de ne tür projeler üzerinde çalışıyorsunuz?
Üç ana alana odaklanıyoruz. İlki, fikirleri olan ancak bunları hayata geçirecek araçlara ya da becerilere sahip olmayan müşteriler için özel üretim serigrafi baskı işleri. İkincisi, 2025'te hayata geçirdiğimiz kendi markamız PTSF. Grafikler yerine malzeme ve yapıya odaklanan tişörtler ve diğer ürünler üretiyoruz; bunlar boş baz ürünler ya da bitmiş ürünler olarak toptan satın alınabiliyor. Üçüncüsü ise Eylül ayında açılacak yeni perakende mağazamız. Mağazada kendi ürünlerimizin yanı sıra Fransa'dan ve yurt dışından markaların pop-up'larına da ev sahipliği yapacağız. Kasım ayında Tokyo'da bir pop-up planımız da var.
République istasyonuna sadece birkaç dakika uzaklıkta bulunan, yakın zamanda yenilenmiş atölye. Serigrafi çerçeveleri, makineler, kurutucular ve boya kutuları mekanı dolduruyor. Burası fikirlerin şekil bulduğu, her baskının üreticilerin enerjisini taşıdığı bir yer. Her gün bu küçük atölyede Pablo'nun büyüsünden yeni kıvılcımlar doğuyor.
―― A$AP Rocky ve Pharrell Williams gibi sanatçılarla çalıştınız. Bu bağlantılar nasıl kuruldu?
Bağlantılar yeni bağlantıların yolunu açar; bir eylem, bir sonrakini doğurur. İşine tüm enerjini koyup ortaya çıkardıklarını görünür kıldığında, çevren kendiliğinden büyür. A$AP Rocky projesi, bir arkadaşımın onun bir baskı atölyesine ihtiyaç duyduğunu öğrenince beni tanıştırmasıyla başladı.
Peki Pharrell ile?
Bu bağlantı, menajeri Loïc Villepontoux ile tanışmamla başladı. Onu sosyal medyadan biliyordum, ancak ilk kez Paris'te bisikletle kırmızı ışıkta dururken konuşma fırsatımız oldu. Kendimizi tanıttık, bana mesaj atmamı söyledi ve birkaç gün sonra atölyeyi ziyaret etti. Bu ziyaret, Pharrell'in filmlerinden biriyle bağlantılı bir projeye ev sahipliği yapmamla sonuçlandı. O zamandan beri birlikte dört projede çalıştık. Bu karşılaşmalar şans ve harekete geçmenin bir karışımıdır. Birinin işine saygı duyuyorsanız, yanına gidip kendinizi tanıtmaktan ve bu saygıyı ifade etmekten çekinmeyin. Bu, yeni bağlantılara ve projelere kapı açabilir. Elbette her şey yolunda gitmeyebilir, ancak ilk adımı atmak her zaman en önemli kısımdır.
――Paris'teki güncel yaratıcı sahne hakkında ne düşünüyorsunuz?
Paris şu anda son derece canlı ve ilham verici. Burada büyüdüm ve başka şehirlerde de yaşadım; hala burada olmam bile bu şehrin cazibesini anlatıyor. Yemekten modaya, sanattan zanaate kadar her alanda en yüksek standartların beklendiği bir yer. Sokak modasına başladığımda bu standartlar beni bunaltmıştı, ancak zamanla bunlar benim gücüm haline geldiler. Böylesine talepkar bir ortamda şekillenmek, becerilerimin ve sezgilerimin başka yerlerde daha da öne çıktığını fark etmemi sağladı. Paris'te fark edilmek için ya cesur bir meydan okuma ortaya koymanız ya da kusursuz bir iş çıkarmanız gerekir. Paris'in yaratıcı sahnesini bu kadar çekici kılan da tam olarak bu. Dünyanın dört bir yanından kaç yaratıcı insanın bu şehre çekildiğine bakmak yeterli. Herkes kariyerine Paris adını eklemek istiyor.
République istasyonuna sadece birkaç dakika uzaklıkta bulunan, yakın zamanda yenilenmiş atölye. Serigrafi çerçeveleri, makineler, kurutucular ve boya kutuları mekanı dolduruyor. Burası fikirlerin şekil bulduğu, her baskının üreticilerin enerjisini taşıdığı bir yer. Her gün bu küçük atölyede Pablo'nun büyüsünden yeni kıvılcımlar doğuyor.
Atölyenin içinde, zanaatkârlar derin bir sessizlikle çalışıyor; elleri istikrarlı bir hassasiyetle hareket ediyor. Ekipteki on iki kişiden yedisi büyük baskı makinelerini ve kurutucuları kullanırken, diğerleri dikim ve bitirme işlerini üstleniyor. İçeride hava, sıcaklığın ve mürekkep keskin kokusunun ağırlığıyla yoğunlaşmış. Her parça, sarsılmaz bir dikkat ve fiziksel dayanıklılıkla işleniyor; ustalar, bir sonrakine geçmeden önce alınlarındaki teri sessizce siliyor.
―― İlk G-SHOCK'unuzu anlatır mısınız?
2008'de aldığım küçük, parlak kırmızı bir modeldi ve ona bayılıyordum. Bir genç için "cool" olmanın simgesiydi. Biraz para biriktirince alınabilecek kadar ulaşılabilirdi ve bir "G"ye sahip olmak, sneaker'lar gibi bir statü göstergesiydi. O dönemde istediğim başka bir saat yoktu. Sadece stil meselesi de değildi. Pharrell gibi sanatçılar ve diğer rapçiler bu saatleri takıyordu; bu da saate güçlü bir kültürel çekim kazandırıyordu. Benim için "olmazsa olmaz" bir parçaydı.
―― G-SHOCK'un temel unsurlarından biri dayanıklılık. Dayanıklılık sizin işinizde ne ifade ediyor?
Dayanıklılık işimizin her anında var. Yarı endüstriyel bir üretim düzeninde çalışıyoruz ve koşullar zorlu. Isı, makinelerin gürültüsü ve boyanın kokusu sürecin bir parçası. Sosyal medya ürünün yalnızca en son, parlatılmış halini gösteriyor; arkasındaki teri ve emeği değil. Pek çok marka üretimi dışarıya yaptırıyor, ancak biz sipariş alıyor ve dikişten baskıya kadar her şeyi kendimiz yapıyoruz. Hizmet sektörünün bir parçası olmasına rağmen fiziksel olarak son derece yorucu bir zanaat bu ve çok yüksek düzeyde dayanıklılık gerektiriyor.
―― Bize ürettiğiniz eserlerden bahseder misiniz?
Konsept, yaptığımız her işin temeli olan serigrafi çerçevesiyle başladı. Bu kez bir tişört yerine, bir dergi projesi için bir çerçeve tasarladık. Her zaman bir konsept belirleyerek başlarız; ne ifade etmek istediğimizi netleştirir, ardından buna uygun görselleri ve açıları buluruz. Bu tasarımda konsept zamandı ve şu soruyla yola çıktık: "Zamana meydan okuyan bir şey mi üretiyorsun?" Bunu G-SHOCK'un dayanıklılığı ve darbe direnciyle ilişkilendirerek, güçlü bir etki yarattığını düşündüğümüz bir çalışma ortaya koyduk.
――Önümüzdeki beş yıl için vizyonunuz nedir?
Şirketi kurarken kendimize on yıl verme sözü verdik. Şu anda yolun tam yarısındayız. Son dört yılda daha yapılandırılmış bir organizasyona dönüştük; net hedefler ve öngörüler belirleyebiliyoruz. Hizmet, marka ve perakende olmak üzere üç temel ayağımız artık yerli yerinde. Önümüzdeki beş yılın asıl meydan okuması, bu üç alanın her birini nasıl büyüteceğimiz olacak. Bunu sabırsızlıkla bekliyorum.
Pablo T-Shirt Factory'nin parlak yeşil kepengi, mahallede bir simge haline gelmiş durumda. Aşağıda bodrum katı, malzemeler ve stok için depo olarak kullanılıyor. Giriş katında, makinelerin sesleri atölye ve ofisteki ekibin seslerine karışıyor. Üst katta ise Eylül'de açılması planlanan mağaza, şimdiden arkadaşların ve iş birlikçilerin habersizce uğradığı bir mekan. İnsanların ve fikirlerin serbestçe aktığı yaratıcı bir merkez burası.
Profil.
Pablo Attal
1998 yılında Paris'te doğan Pablo Attal, kariyerine genç yaşta model olarak başladı ve 2021 yılında serigrafi atölyesi Pablo T-Shirt Factory'yi kurdu. Timberland ve Champion gibi global markalarla yaptığı iş birliklerine ek olarak, kendi giyim serisini ve perakende mağazasını hayata geçirerek yaratıcı alanını atölyenin ötesine taşıdı.
Instagram: @pabloattal
Fotoğraf: Leblan Shady
Röportaj ve Metin. Ko Ueoka
Düzenleme: Katsuya Kondo_THOUSAND