Skip to content

Joel Ross | THISTIME dergisi | G-SHOCK TURKEY

Sık Kullanılanlara eklendi

İçerik Üretici ile Röportaj

Joel Ross

-Müzisyen-

Brooklyn'deki Bir Stüdyoda
G-SHOCK Müziğe Dönüşüyor

Müzik, görünmeyeni ifade etmenin en güçlü yollarından biridir.
Kuşağının önde gelen vibrafoncularından biri olarak anılan müzisyen ve besteci Joel Ross,
o görünmez dünyayı sese dönüştürüyor.
Din, duygu, kültür. Görünmeyeni müziğe aktarıyor.
Peki, üretmeye devam etmesini sağlayan şey ne? G-SHOCK'tan ilham alan bir doğaçlama performansı aracılığıyla,
fikirlerini besleyen kaynakları daha yakından görme fırsatı buluyoruz.

Röportaj videosu

Röportaj

Şöhretin ve Paranın Ötesinde: 
Kendine Sadık Kalmak

Caz New Orleans'ta doğdu, Louis Armstrong'un yükselişiyle Chicago'ya taşındı ve daha sonra Duke Ellington gibi isimlerle merkezini New York'ta buldu; bugün de burada gelişmeye devam ediyor. Chicago doğumlu ve bugün New York'ta yaşayan vibrafoncu Joel Ross, yeni yeteneklerin sürekli ortaya çıktığı bu sahnenin önde gelen isimlerinden biri olmayı sürdürüyor. Blue Note Records etiketiyle dört albüm yayımlayan Ross, son albümü "Gospel Music"te İncil'i yeniden yorumlayarak yeni bir ifade biçimini araştırıyor. Peki merakını ve yaratıcılığını harekete geçiren şey ne? Brooklyn'deki stüdyosunda, arka planda vibrafonun berrak ve etkileyici tınıları eşliğinde kendisiyle konuştuk.

Joel Ross, G-SHOCK GA-110 takıyor

―― Vibrafonla ilk kez nasıl tanıştınız ve bu enstrümanda en çok neyi seviyorsunuz?

İkiz kardeşim Josh'la birlikte, yaklaşık iki yaşındayken çoğunlukla kilisede davul çalmaya başladım. On yaşlarındayken bir okul programı aracılığıyla ksilofon ve orkestra çanları gibi tokmaklı çalgılar çalmaya başladım. Chicago'nun All-City Jazz Programı seçmelerine katıldığımda jüri üyelerinden biri vibrafona geçmem

için beni ısrarla teşvik etti. Seçmelere davulla katılmak istiyordum; bu yüzden başta bu fikir hoşuma gitmemişti ama o yönlendirme sonunda her şeyi değiştirdi. Vibrafonda en sevdiğim şey, her zaman sevdiğim iki enstrümanı, davul ve piyanoyu bir araya getirmesi. Bir vurmalı çalgının tekniğini gerektiriyor ama aynı zamanda piyano gibi armoni çalmanıza imkan veriyor. İki dünyanın kusursuz birleşimi.

―― Chicago'dan New York'a taşınmanıza ne sebep oldu?

Her şey, lise son sınıfta katıldığım Thelonious Monk Institute adlı programla başladı. Orada tanıştığım yaşıtım müzisyenlerin hepsi aynı şeyi söylüyordu: New York'a gideceklerdi. Böyle insanlarla birlikte gelişebileceğim bir yerde olmam gerektiğini derinden hissettim. Onların bakış açısı, Chicago'daki deneyimlerimden oldukça farklıydı. Akıl hocam vibrafoncu Stefon Harris'le tanışmak da hayatımdaki önemli dönüm noktalarından biriydi. O sırada New Jersey'de yaşıyordu. Onunla çalışabilmek için önce, misafir sanatçı olarak görev yaptığı Kuzey Kaliforniya'daki bir okulda iki yıl geçirdim ve tekniğimi en baştan yeniden inşa ettim. Bence bu yoğun hazırlık dönemi, New York'a vardığımda şehrin temposuna ayak uydurabilmemi mümkün kıldı.

―― New York'ta yaşamak yaratıcılığınızı nasıl şekillendirdi?

New York'un kendine özgü bir enerjisi var. Durmuyor, yavaşlamıyor; sürekli hareket ediyor. Devamlı hayatta kalmak zorundaymışsınız gibi bir his var. Herkes inanılmaz yetenekli; bu yüzden soru, bulunduğunuz noktadan sonra gelişmeye devam etmek için ne yaptığınıza dönüşüyor. Bu, başkalarıyla rekabet etmekten ziyade, bir başkasının neleri başardığını anlamaya çalışmak ve bu süreçten öğrenmekle ilgili. Benim için New York, özellikle Siyah müziğinin yaratıcı merkezi. Bu müziğin büyük bir bölümü burada doğdu ve burada gelişmeye devam ediyor. Birçok yere seyahat ettim ama New York'la kıyaslanabilecek başka bir yer bulamadım. Bu kadar çok insanla çevrili olmak, sürekli farklı bakış açılarıyla karşılaşmak anlamına da geliyor. Notalar ya da akorlar aynı olsa bile herkes farklı bir şey üretiyor. Bunu durmaksızın deneyimleyebilmek son derece ilham verici.

Joel Ross'un New York'taki evi ve üretim dünyası

Röportajın gerçekleştirildiği kayıt stüdyosunun dış cephesi. Burası aynı zamanda Ross'un kendi müziğini ürettiği, kaydettiği ve mikslediği; yerel dinleyiciler için küçük dinletiler düzenlediği başlıca mekanlardan biri.

―― Sıklıkla kuşağınızın önde gelen vibrafoncularından biri olarak tanımlanıyorsunuz. Bir müzisyen olarak güçlü yönlerinizin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Bence sabır ve empati. Kilisede müzik çalarak büyüdüm ve babam bana her zaman, kendimi göstermek için değil, içinde bulunduğum ana ve çevremdeki insanlara hizmet etmek için çalmam gerektiğini söylerdi. Başkaları için çalma fikri, bugün müzik yapma biçimimin hâlâ özünde yer alıyor. Bu, çevremdeki müzisyenlerin parlamasına yardımcı olmak ve müziği bir bütün olarak daha güçlü olmasını sağlamakla ilgili. İnsanlarla nihayetinde bağ kuran şeyin bu olduğuna inanıyorum. Tekniğim ve sezgilerimle diğer insanları da desteklemek ve güçlendirmek istiyorum.

―― Müzik yapmaya ayırdığınız zaman sizin için ne kadar önemli?

Müzik yapmaya çok fazla zaman ayırıyorum. Benim için yemek yemek ya da uyumak kadar vazgeçilmez. Ailemle ya da yakın arkadaşlarımla geçirdiğim zaman gibi hissettiriyor. Sahne almak teknik olarak işim ama değer verdiğim biriyle yemek paylaşmaktan farklı hissettirmiyor. Son derece kişisel bir şey.

Joel Ross'un performansı sırasında vibrafonun yakın plan görüntüsü

Ross'un röportajda anlattığı gibi vibrafon, bir vurmalı çalgının gücüyle klavyeli bir çalgının hassasiyetini bir araya getirir. Davul gibi tokmaklarla çalınır; ancak pedalı sayesinde icracı notaların rezonansını kontrol edebilir. Böylece akorlar piyanodaki gibi uzatılabilir ve daha geniş bir ifade yelpazesine ulaşılabilir. Bir icracı, dört tokmak kullanarak tıpkı piyanoda olduğu gibi karmaşık akorları ve melodileri aynı anda çalabilir.

―― Son albümünüz "Gospel Music"te İncil'i İncil'i müzikal olarak yorumlarken nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Önceki albümümden bu yana geçen birkaç yıldır inancımı daha derinlemesine anlamaya çalışıyorum. Sabahları erkenden kalkıp İncil'i baştan sona okuyor ve ayrıntılı biçimde incelemeyi sürdürüyordum. Temellere geri dönüp kendime inancımın gerçekte ne olduğunu, neye inandığımı ve bunun neye dayandığını sordum: İsa kimdir ve onun fedakarlığı ne anlama gelir? Bu konular üzerine daha fazla düşündükçe insanlarla ilişki kurma ve grubuma liderlik etme biçimim de şekillenmeye başladı. İyi bir liderin başkalarına hizmet eden kişi olduğu fikri bende derin bir iz bıraktı. Albüm üzerinde çalışmaya başladığımda yola belirli bir konseptle çıkmadım. İncil üzerine çalışmalarım ile bir müzisyen olarak günlük yaşamım doğal biçimde iç içe geçmeye başladı; bazı parçaların duygusal tonu da belirli pasajlarla örtüşmeye başladı. Albüm, inancımla ondan doğan duyguların bir araya geldiği bu sürecin ürünü oldu.

―― Müzik üretmenin çoğu zaman yalnızlık ve mücadeleyle iç içe olduğunu düşünüyorum. Kendinizi kaybolmuş hissettiğinizde bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Neyse ki moralim çok sık bozulmuyor. Bunun, kim olduğumu ve neye inandığımı bilmekten kaynaklandığını düşünüyorum. Kendimi başkalarıyla kıyaslamıyorum; çünkü bu kolayca moral bozukluğuna yol açabilir. Elimdekilere odaklanıyor ve bunlar için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. İkizim olduğu için yanımda her zaman biri vardı ama yalnız kalmaya da değer veriyorum. Bugünlerde dinlenmek için zaman ayırmaya, önceliklerimi belirlemeye ve gerektiğinde hayır demeye özellikle özen gösteriyorum.

―― Müzik üretme yaklaşımınızı nasıl bir felsefe şekillendiriyor?

Babam bana sahnede bir karaktere bürünmek yerine karakter sahibi bir insan olmamı söylerdi; bu söz hep aklımda kaldı. Kendime sadık olmaya çalışıyorum. Şöhret ya da para için sahneye çıkmıyorum. Sahici ve dürüst kalmak istiyorum. Sırf sahneye çıkacağım için özel olarak giyinip süslenmekten hiçbir zaman hoşlanmadım. Saygı görmek ya da sanatınızın kabul edilmesi için belirli bir şekilde giyinmeniz gerektiğini düşünmüyorum. Müziğin değeri, üzerinizdekilere göre değişmemeli. Daha gençken bu düşünce biçimi bazı tepkilerle karşılanıyordu ama şimdi insanların takdir ettiği bir yaklaşım haline gelmiş gibi görünüyor.

―― Bu G-SHOCK projesinde yer aldıktan sonra marka sizin için ne ifade ediyor?

Lisedeyken gerçekten ilgimi çeken tek saat G-SHOCK'tu. "İşte bu." diye düşündüğümü hatırlıyorum. Görünüşüne bayılıyordum. Mavi ve pembe gibi cesur renk seçenekleri bana çok hitap ediyordu; çünkü hiçbir zaman herkesle aynı şeyi yapmak istemedim. Erkek kardeşlerimde de kırmızı, beyaz ve siyah modelleri vardı. G-SHOCK benim için her zaman sağlam ve uzun ömürlü bir saatti. Bana göre sağlamlık, içsel güç demek. Hem iyi hem de zor zamanlarda sorumluluklarını yerine getirmek demek. Karşınıza çıkan zorluklarla yüzleşirken aynı zamanda ailenize de sahip çıkabilmek demek. Güçlükler ve çatışmalar karşısında ayakta kalabilme becerisi. Bu düşünce, Siyahların deneyimi olarak adlandırdığımız olguyla derinden bağlantılı. Caz, hip-hop ve gospel gibi türlerde yaşamaya devam eden bir deneyim bu. Tarihimizden, mücadelelerimizden ve bunları ifade etmeyi öğrendiğimiz biçimlerden doğuyor. O zorlukların ortasında üretmeye devam etmek; işte o güç de buradan geliyor. Bana göre bu ruh, G-SHOCK'un temsil ettiği değerlerle güçlü bir bağ kuruyor. Sanırım gençken çevremde bu kadar çok insanın G-SHOCK takmasının nedeni de buydu. Bunun arkasında doğal bir kültürel bağ vardı.

Joel Ross, G-SHOCK GA-110 takıyor
Joel Ross'un New York'taki evi ve üretim dünyası

Röportajın gerçekleştirildiği kayıt stüdyosunun dış cephesi. Burası aynı zamanda Ross'un kendi müziğini ürettiği, kaydettiği ve mikslediği; yerel dinleyiciler için küçük dinletiler düzenlediği başlıca mekanlardan biri.

Joel Ross'un performansı sırasında vibrafonun yakın plan görüntüsü

Ross'un röportajda anlattığı gibi vibrafon, bir vurmalı çalgının gücüyle klavyeli bir çalgının hassasiyetini bir araya getirir. Davul gibi tokmaklarla çalınır; ancak pedalı sayesinde icracı notaların rezonansını kontrol edebilir. Böylece akorlar piyanodaki gibi uzatılabilir ve daha geniş bir ifade yelpazesine ulaşılabilir. Bir icracı, dört tokmak kullanarak tıpkı piyanoda olduğu gibi karmaşık akorları ve melodileri aynı anda çalabilir.

Profil.

Joel Ross

Joel Ross, Chicago doğumlu ve bugün New York'ta yaşayan bir vibrafoncu ve bestecidir. İki yaşında davul çalmaya başlayan Ross, on yaşında vibrafona geçti. Blue Note Records etiketiyle beş albüm yayımladı ve çağdaş cazın önde gelen vibrafoncularından biri olarak kabul ediliyor. Son albümü "Gospel Music", inancının şekillendirdiği son derece spiritüel bir ifade biçimini keşfe çıkıyor.

Instagram. @imjoelmross

Fotoğraf.  Maru Teppei
Röportaj.  Shimpei Nakagawa
Düzenleme & Metin.  Katsuya Kondo_THOUSAND

 THISTIME dergisi

THISTIME DERGİSİ

İçerik Üretici ile Röportaj